DİŞ TEKNİSYENİ ZİHNİ ÖZEN 10/01/1933-13/06/2018

DİŞ TEKNİSYENİ ZİHNİ ÖZEN 10/01/1933-13/06/2018

DİŞ TEKNİSYENİ ZİHNİ ÖZEN 10/01/1933-13/06/2018

Merhum

http://www.08haber.com/makaleGoster.php?id=656


            -Sayın Özen, anne tarafınızın Şavşatlı, baba tarafınızın Erzurumlu olduğunu biliyoruz. Kendinizden söz eder misiniz, kimdir ZİHNİ ÖZEN?
-1933 Erzurum - Aşkale doğumluyum. Babam Süleyman Özen, Şavşat Demirkapı köyünde askerlik yaparken annemi görür beğenir. Silahla kapıya dayanarak kızı kaçırmak ister… Aile bu hoş olmayan duruma müdahale ederek, askerliğini bitirip, gelip istemelerini öğütleyerek vazgeçtirirler. Sonra da askerlik bitince söylendiği üzere kız aileden istenerek annemle birlikte memleketi Aşkale’ye döner. Aradan uzun yıllar geçer. Üç çocukları olur ama babam annemi hiç köyüne götürmez. Annem; anne, baba, kardeş, memleket hasretiyle yanar kavrulur. Ama babamı ikna edemez. Bir gün hasret ağır basar, bahçede çalışırken atar çapayı elinden, tutar ellerinden üç çocuğunun düşer yollara. Yürüyerek baba ocağına, Şavşat’a gelir. Ama ne var ki benden küçük kardeşim Yusuf zehirlenerek ölür.
Biz dokuz ay sonra Aşkale’ye geri döndük. Fakat bizi acı bir sürpriz bekliyordu. Babam başkasıyla evlenmişti. Biz çocuklarını yanına aldı, ama annemi kabul etmedi. Annem köyde bir komşunun mezrasına sığındı. Biz de üvey annemizin yanında yaşamaya başladık. Zaman zaman annemizin yanına gitsek de Erzurum’un soğuğunda aç susuz bir barınakta yaşama savaşı veren annemin dayanacak gücü kalmamıştı. Tekrar elimizden tuttuğu gibi düştük yollara. Yürüyerek Trabzon’a vardık. Evsizlerin sığındığı Kızlar Manastırı’nda bir odaya yerleştik. Annem ve ablam, buldukları kısa sureli işlerde çalışıp geçimimizi sağlamaya çalışıyorlardı. İkinci Dünya Savaşı yıllarıydı. Elde yok, avuçta yok, yarı aç yarı tok. Üç günlük ekmek karnesi hakkını satıp bir günlük ekmek alarak yaşamaya çalışıyorduk. Yıllar böyle geçiyordu.
             Ben ilkokul üçüncü sınıfa giderken annemle ablam, babadan kalma bir çatı, birkaç küçük parça arazi miras payı almak için Şavşat’a gittiler. Derdimiz, başımızı sokacak bir yerimiz olsun istiyorduk.  Ama ne mümkün; kimse bir çöp bile vermek istemiyordu. Anne’min Rüstem adlı kardeşi vardı, babası ölünce dayım mirasa tek başına sahip çıkıyor, pay vermek istemiyor. Yaz tatili gelince Şavşat’a ben de gittim. Annemler dede ocağına değil, komsulara sığınmışlardı. Kimsenin bir pay vermeyeceği anlaşılınca adalete sığınmaya karar verdik. Sonuçta kaybolan evraklar, yalancı şahitler derken, mahkeme 40 yıla yakın sürdü, yine de sonuçsuz kaldı.
             Okul zamanı gelince köy okuluna gitmek istedim. Okulda 5. sınıf var, 4 sınıf yok. Ben de beşinci sınıfa gitmeye karar verdim. Ancak öğretmen kabul etmedi. Sonunda beni sınava tabi tuttular. Bütün sorulara doğru cevap verdim. Yaşa değil, bilgiye önem verdikleri için de 5. sınıfa devam etmeme izin verdiler.
Ortaokula 1948’de Trabzon’da başladım. Fakat yokluklar yüzünden okuluma devam edemedim. Bir diş hekiminin yanında çırak olarak çalışmaya başladım. Çıraklığım iki yıla yakın sürdü. Sonra aldığım derme çatma eski aletler ile Araklı ilçesinde işe başladım. Daha sonra mahkeme surecini izleyebilmek için annem ve ablam Şavşat’a gittiler. Arkadan beni de çağırdılar. Şavşat’ta çalışmaya başladım. Bütün zorluklara rağmen ayakta durmaya çalışıyorduk. Şavşat’ın ileri gelenlerinin önerisi ile Şavşat’ın yerlilerinden Ayten Hanım’la evlendim. İki kızımız oldu, ancak geçimsizlikler yüzünden ayrıldık. Sonra da Ardanuç’a taşınmak zorunda kaldım. Ardanuçlular beni bağrına bastı. Bütün Artvin ve çevre illerde nam saldım. Takdir edildim. Ardanuç’ta Boyalı köyünden Hasan Bey’in kızı Kibriye Hanım’la evlendim. Biri kız, dört çocuğumuz oldu. Yıllar geçtikçe azmim ve bilgimle bütün Artvin’de, hatta çevre illerde isim yaptım. Her gittiğim kurstan birincilikler alarak bilgimi ve becerilerimi geliştirdim. Diş teknisyeni olmama rağmen yaptığım işin kalitesi bilindiği için zorluk çekmedim. Ben her zaman diğer diş hekimlerinin memnun edemediği hastaları tedavi ederek, diş yaparak hastalarımı memnun etmeyi başardım.
Hayatta en büyük idealim olan, çocuklarımı daha iyi okullarda okutabilme amacına ulaşmak için 1977 yılında Bursa’ya taşındık. Birden varlıktan yokluğa düştük. 1500 km ötede yeni çevre ve hasta potansiyeli oluşturmak yılları alacaktı. Gerçi taa Artvin’den dişlerini yaptırmaya gelenler sayesinde yaşamımızı sürdürmeye çalışıyorduk ama yine de çok büyük sıkıntılar çektik. O zor yıllar geldi geçti. Sonunda bütün çocuklarım yüksek tahsilini tamamladı. Hepsi baba mesleğine saygı ve sevgi adına sağlık alanında tahsil yaptı. Şimdi Bursa Yıldırım’da çağın gerektirdiği en modern şartlarda ve çocuklarımla birlikte ağız ve diş hekimliği dalında hizmet vermekteyiz.
-Yukarıda kısaca da olsa bahsetmiş olsanız da dişçilik mesleğine nasıl başladınız, anlatır mısınız?
-Kızlar Manastır’dan, geçimini evlere su taşıyarak sağlayan bir komşu teyzemiz, bir gün beni bir evin bahçesindeki yüksek dallardan üzüm toplamak için götürdü. Dokuz yaşındaydım ve bakımsızlıktan çok zayıftım. Üzümleri itinayla toplayıp sahibine verdim. O evin sahibi Şarlo Mehmet lakaplı, asıl adı Mehmet Kahraman olan bir diş teknisyeniydi. Şarlo Mehmet beni çırak olarak yanına aldı. Ancak bir şeyler öğrenmemi istemediği için önemli işleri yaparken beni dışarı bir yerlere gönderirdi. Ama ölçü almanın inceliklerini öğrendim. Ancak ustamın işinin az olmasından ve bir şeyler öğretmediğinden sıkıldım. Durumu anneme anlattım. Annem, “Git, bok yiyenin yanında bok ye, neden duruyorsun?” dedi. Demek istemişti ki, “Diş teknisyeninin yanında çalışma, bir diş hekiminin yanında çalış.”Ustamdan rica ettik, diş hekimi Hasan Mevlüt Semavi’nin yanında çalışmaya başladım. Hasan beyin yanında bir yıl kadar çalıştım. Çok şey öğrenebilmiş değildim. Hasan bey 72 yaşında ve işi çok zayıf olan biriydi. Yani çok az hastası olurdu. Annem ve ablam Şavşat’a gitmişlerdi. Ben de peşlerinden gittim. Ablam bana “Çalış, dişçilik yap” dedi. Ben de ablama, “Ben ne kadar biliyorum ki neyim var ki çalışayım?” diye karşılık verince, ablam “Bizim hiçbir şeyimiz yok, burada yapabileceğimiz iş de yok… Ya biz o……..luk yapacağız, ya da sen dişçilik yapacaksın!”deyip ağladı. İşte o zaman işe başlamaya karar verdim. Karar verdik vermesine de hiçbir imkân yok. Bir tek ayak turum (ayak gücü ile çalışan ve diş oymaya yarayan makine), bir kara pens (kerpeten), eski bir şarp (metal diş yapmak için metalleri silindir haline getirmeye yarayan ve el gücü ile çalışan alet) var. Bunların dışında hiçbir imkânım ve param yok. Çalışmaya başladık ama ne gelen var ne de giden. Bir gün Suloban’dan altı kişi geldi. Hepsi de yaşlı köylülerdi. Bana yoklama çekitiler. Beğenmeyerek “Sonra gelağ yegancan” diyerek kalkıp gittiler. Ben de başka yoldan giderek kalabalıkta aralarına karıştım, onları dinlemeye çalıştım. Kendi aralarında “İtoğliiti’’’’eşşoğli eşek, kırk ağzım olsa birini ona emanet etmam, ağzi süt koğiyer”dediklerine tanık oldum. Hemen oradan ayrılıp, Berber Selim’in dükkânına girerek, beni sakal tıraşı yapmasını söyledim. Selim ağabey beni tıraş etmek istemedi. “Bela mı arıyorsun, fakir adamsın, suratına ustura vurursam sık sık gelirsin” deyince, ben de tıraş olmak, biraz kart görünmek zorunda olduğumu söyledim. İşyerimde ise hiç işim yoksa bile millet işi var zannetsin diye camları açar, içerde aletlerimi siler, temizler, cilalardım. Kendimi geliştirmek amacı ile çareler arardım. 1952’de İstanbul’a kursa gittim. Dişçilikle ilgili mecmua, kitap ne bulduysam defalarca okuyup bir şeyler öğrenmeye çalıştım. 1969’da Ankara’da Sağlık Bakanlığınca düzenlenen altı ay süren kursa gittim. Kursa ülkenin dört bir yanından teknisyenler gelmişti. En ünlü diş teknisyeni olan Rum asıllı Titi de vardı. Altı ay sonunda kursu birincilikle bitirdim.
 
            -Ben iyi hatırlıyorum, Ardanuç’ta diş dendi mi Dişçi Zihni akla gelirdi. Hatta büyük çoğunluk sizin soyadınızı bilmez, sizi “Dişçi Zihni” olarak hatırlarlar. Sanatınızla anılmak nasıl bir duygu?
             -Tabii ki gurur verici… Demek ki başarmışım. İşimi en iyi şekilde yapmış ve takdir edilmişim. Ben her zaman işimi titizlikle yaparak en kaliteli malzeme ile çalıştım. Hastalara ve tüm Artvinlilere olan saygımdan hiçbir zaman bir şey kaybetmedim.
 
            -Toplum olarak, insan sağlığında diş bakımının önemini yeterince kavrayamadığımızı sanmıyorum. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
-Suratına, ten rengine bakarak insanın ağzında çürük diş olduğunu anlarım. Ağızdaki çürük bir diş bütün organizma için bir enfeksiyon kaynağıdır. En basitinden ağız ve diş sağlığı iyi olmayan insan, lokmaları yeterince parçalayamayacağı için sindirim organları zorlanır. Diş yapısı bozuk olan kişi gülümsemede bile zorluk çeker, ağız kokusu olur, kendine güveni azalır.
           
-Bildiğim kadarıyla uzun yıllar Ardanuç’ta kaldıktan sonra Bursa’ya göçtünüz. Sizin Ardanuç’ta geniş bir çevreniz, dostluk ilişkileriniz var. Bu ortamı Bursa’da yakalayabildiniz mi? Sizin gibi ömrü o topraklarda geçmiş ama oradan ayrılmak isteyenlere neler söylemek istersiniz?       
-Biz Bursa’ya çocukları okutabilmek, diş hekimi yapabilmek için göç ettik. Hazırlıksızdık ama acilen Bursa’ya göç etmeliydik. Büyük oğlum lise birinci sınıfta okuyordu. Ancak lisede olaylar yüzünden dersler yapılamıyordu. Karar verdim, evi sattım ve Bursa’ya göç ettik. Çok zorluklar çektik. Uzun sure işsiz kaldık ama gene de Artvin’den kalkıp diş yaptırmaya gelen onlarca kişi sayesinde ayakta kalabildik. Zamanla Bursa’da da isim yaptık.  
-Bugün Artvin’le olan bağınız ne durumdadır? Ne kadar sıklıkla gidip geliyorsunuz?
-Mal varlığı olarak Artvin’de hiçbir şeyimiz yok. Ama orada dostlarımız var. Artvin’e her yıl giderek üç dört ay kalıyorum. Bazen anne ocağı olan Şavşat Demirkapı(Gürela) köyüne, bazen Ardanuç’a gidiyorum.
-Artvin deyince ilk aklınıza gelen nedir, Artvin’den sizde neler kaldı?
-Öncelikle su… Ben su konusunda çok seçiciyim. Artvin deyince önce bol bol akan sular, dereler, yeşillik, doğa; ama hepsinden önemlisi insanı, insanlığı gelir aklıma. Artvin’deki insanlığı hiçbir yerde göremezsiniz. Bir delikanlı bir eve misafir gidip bir lokma ekmek yedi mi o evin fertleri onun için, ömür boyu kendi anası, babası, bacısı gibidir. O kişi hiçbir takdirde o evdekiler için art niyet beslemez. Artvin’in neresinde olursa olsun, rastgele bir evin kapısını çalıp “Açım” deseniz en güzel sofralar önünüze gelir. Misafir odaları evin en güzel köşesindeen temiz şekilde saklanır. Artvinli insan kültürlüdür, sevgi dolu ve yardımseverdir. Artvin bir tutkudur, sevdadır, aşktır…
-Dişçilik mesleğini sürdürürken, karşılaştığınız sıra dışı olaylardan aktarabilecekleriniz var mıdır?
-İlk yaptığım diş, Devci Mehmet lakaplı birine aitti. Yaptım ama alet yok, edevat yok. Akriliği pres yapacak pres yok. Bir beşe on tahta parçasının ortasına muflayı koyduk, tahtanın bir köşesine ben, diğer bir köşesine ablam geçti. Kendi gücümüzle presledik ama yeterli olmadı, dişler proziteli oldu. Ama o zamanın şartlarında yine de kötünün iyisi oldu, dişlerini çok güzel kullandı. Bu bana çok hayırlı, uğurlu geldi, çok güzel reklam oldu. Tanrı ondan razı olsun!...
Gene çok acemi zamanlarımdı. Şavşat köylerinden Cinal’ın muhtarı Yusuf Karahan’ın dişlerini yaptım. Acemilikten hata yaptım, adamın kapanış ayarını bozdum. Dişleri ağzına taktık, pek olmadı ama orasından burasından aldık, düzelttik. Adam sebatkârdı, dişleri kullandı.
     Ankara’da ağırceza hâkimi AbdÜlkerim Sümer bir kez Ulus’ta, bir kez Yenişehir’de, bir kez de Hacettepe Üniversitesi’nde dişlerini yaptırmış ancak bir türlü dişlerinden randıman alamamış, vakum yapmıyor. Çareler ararken Şavşatlı hâkim  Fahrettin Uygur, ona, “Gel, Ardanuç’ta sana diş yaptıralım, memnun kalacaksın” demiş. O da, “Hadi sen de canım, benim ağzımı profesörler yaptı olmadı da Ardanuç’ta bir teknisyenin yaptığı mı olacak?” demiş. Bundan birkaç gün sonra yine Ardanuçlu başkâtip, “Senin derdinin çaresi Ardanuç’tadır” deyince Abdulkerim bey kızar. Kızar ama merak da etmez değil hani… Kalkıp Ardanuç’a, yanıma geldi. Dişlerini yaptım. O kadar memnun kaldı ki, Ankara’ya dönünce bana teşekkür mektubu gönderdi. O mektubu hâlâ saklarım.
Bir gün Ardahan Orağuz köyünden bir adam geldi. “Babamın dişleri vardı, babam öldü, dişleri aha burada, bu dişleri benim ağzıma uyduracaksın” dedi. Ben, “Böyle bir şey imkânsızdır, olmaz” dedim. Adam yalvarmaya başladı. “Babam aynı bana benzerdi, aynı boy, aynı kilo, aynı yüz tipi vardı, bu dişler bana olur” diye ısrar edip durdu. Bir türlü ikna olmayınca ben de pes edip tamam dedim. Dişlerin orasından burasından alarak adamın ağsına uydurduk. Adam “Ha, çok güzel oldu, ana dişlerimden daha rahat” dedi ve gitti Ölene kadar da o dişleri kullandı.
 -Artvin’le ya da çocukluğunuzla ilgili unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşmak istemez misiniz?
-Çocukluk anılarım hep yokluk yoksulluk, hep acı ve mücadele içinde geçmiştir.
Bir gün ablamla birlikte annemizi görmeye, Karahasan köyüne gitmeye karar verdik. Köye gitmek için geçilmesi gereken bir Kara Hasan çayı var. Aylardan Mart. Eriyen kar sularıyla dere kabarmış, sular çıldırmış. Geçmenin imkânı yok… Dolaştık, geçecek yer bulamadık. Ablam ile bir yerden çaya daldık. Sular bizi aldı götürüyor. Dakikalarca sular ile boğuştuk ama birbirimizin elini bırakmadık. Bir süre sonra çayın dallara ayrıldığı yerde karaya çıkabildik. Karaya çıktık ama Erzurum’un soğuğunda ıslağız, yolumuzu kaybetmişiz. Bir atlı geldi, kattı bizi önüne, köye doğru koşturmaya başladı. Bizi ata alıp köye götürmediği için çok kızmış, ağlamıştık. Ama sonra anladık ki eğer bizi terkisine alsaydı, o soğukta ıslak elbiselerle donardık. Vücudumuz soğumasın, donmayalım diye bizi koşturmuş.
-Bu söyleşi için size çok teşekkür eder, saygılar sunarım. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
-Bana böyle bir fırsat tanıdığınız için ben de size çok teşekkür ederim.
 Hayatta her amacını, umutlarını gerçekleştiren biri varsa o benim. Hep çocuklarımı diş hekimi yapmak ve diş hekimliğinde zirveyi yakalamak istedim. Bunları başardım. Bütün çocuklarım yüksek tahsil yaptı. Halen Bursa’da diş hekimliğinin zirvesi denebilecek konumda, en modern şartlarda çalışan Medeve Özel Sağlık Diş Hekimliği Laboratuar Hizmetleri adında polikliniğimiz var. Burada en iyi şekilde hizmet vermeye çalışmaktayız.
 
AİLE HAKKINDA KISA BİLGİLER
 Eş Kibriye Özen hayatta.
Çocuklar: Benek Özen teknik ressam, Berrin Özen hemşire, Günseli Özen hemşire, Uğur Özen diş hekimi, Hakkı Nail Özen diş hekimi, Hüsnü Hakan Özen diş teknisyeni ve veteriner hekim.
Abla Güllü hanım Ardanuç’ta Fırıncı Harun bey ile evli. Gürsel Kaya adında bir oğulları var.
Anne Behiye hanım 1980’de Bursa’da vefat etmiş.

Randevu Formu

!
!
!
!
Temizle
Lütfen Doktor Seçiniz
Randevunuz Oluşturulmuştur.